Doların tarihi zirveleri gördüğü bu süreçte, 2 gün önce Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Damat Berat Albayrak’ın açıkladığı yeni ekonomi modelini dinliyordum konuşma üslubu çok güven vermedi en can alıcı cümlesiydi şuydu “Yapısal reformlar, yapısal reformlar neemiş bu yapısal reformlar” ve acilen yatırım hesabı açmam gerektiğini düşünüp bankaya gittim ve ben giderken 1 doların yaklaşık değeri 6.05 Türk lirası civarlarındaydı bankaya gittim hesabı açtırdım atm’ye gittim kurlara bakmak için bir girdim 20-30 dakika içerisinde 6.55 olarak gördüm ki sonradan öğrendiğimde bu 6.75 seviyelerinden inmiş haliydi.

Yani 30 dakika civarlarında dolar 70 kuruş artmıştı ve Sayın Berat Bey yeni ekonomi modelini açıklarken bile yatırımcıya güven veremedi ve dolar inanılmaz rekor kırarak bir anda ivmelendi.

Bu durum ülkemizin cari açığını dehşet verici şekilde etkiliyor ben bir ekonomist değilim ancak ekonomiyi anlamak için ekonomist olmak gerekmez araştırmak yetiyor.

Konumuza dönecek olursak Bakanımızın ve Eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanımızın konuşmaları bizleri ekonomik açıdan halk olarak çok etkiliyor. Belki aranızdan çıkıp benim dolarla işim olmaz diyenler çıkacaktır veya arası hükümetle iyi olup maddi olarak da iyi olan kişiler vardır. Anlıyorum sizleri tabii ki sizde haklısınız. Ancak oralarda bir yerlerde azıcık düşünme kabiliyetiniz, vicdanınız ve kalbiniz var ise halkı anadolu insanını düşünmeniz gerek ama sizler çok oyunculuk yapıyorsunuz yeri gelince timsah göz yaşları, yeri gelince çok da ‘TIN’ diyorsunuz karakter yoksunları… Gerçekten sinirlendim konudan çok sapıyoruz.

***

Demem o ki dostlarım hangi siyasimiz çıkarsa çıksın açıklama yaparsa yapsın durum ne iyiye gidiyor bırakın iyiye gitmeyi olduğu yerde kalmayıp ölümcül sonuçlara sebebiyet veriyor.

Peki ‘Neemiş’ bu yapısal reformlar ufaktan bir değinelim;

Yapısal reformlar bir ekonominin içinde yaşadığı ekonomik sisteme,  çevreye ve çevreye uyumlu hale getirilerek daha uyumlu çalışması için atılan adımlara denir. Atılması gereken adımlar sadece ekonomiden ibaret değillerdir. Ekonomiyi yakından ilgilendiren siyasal sistem, eğitim sistemi hepsi birer yapısal reformlardır. Demokratik, kapitalist ve dışa mahkum tüm ekonomiler bu sisteme uyması gerekir.

**

Ekonomik reformlar

Asıl konumuz bu olduğu için buraya biraz uzun yer ayırmamız gerekiyor. Bu alanda da yapılması gereken çok şey var. Buna karşılık yukarıda olduğu gibi burada da en temel gördüğüm konuları ele alacağım:

Büyümenin ithalâta bağımlı yapıdan kurtarılması ve cari açığın düşürülmesi: Türkiye, 2000’lere kadar bütçe açığını, 2000’ler sonrasında ise cari açığı itici güç olarak kullanmış ve bu itici güçle büyümüştür. Yani açık vermeden büyüyemeyen bir ekonomi görünümündedir. Bu görünümden kurtulmak yani açık vermeden büyüyebilmek için iki yol var: İç tasarrufları artırmak veya üretimin ithalâta dayalı yapısını yerli girdilere yöneltmek. Her ikisi de zaman alıcı ve biraz can acıtıcı önlemleri gerektirse de tıpkı deprem önlemi gibi mutlaka yapılması gereken şeylerdir. Eğer bu iki önlem alınıp da yapısal reform yapılamıyorsa o zaman tek çare büyüme hızını potansiyel büyüme düzeyi olan yüzde 5’lere düşürmektir. Demek ki bu alanda yapısal reform yapamamanın maliyeti daha yavaş büyümek olacaktır. Bunun maliyeti ise işsizliğin düşürülememesinden başlayan birçok başka sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

Bu konuda iki önlem söz konusudur. İlki kısa vadede kanamayı durdurmak için ithalatı pahalı hale getirecek kur artışıdır. Bu bir yapısal reform değildir. Çünkü yapısal reform kalıcı düzeltme sağlayacak önlemlerle yapılır, oysa kurların yükselmesi yoluyla ihracatın artması ve ithalatın düşmesi sonucunda ortaya çıkacak cari açık düşüşü geçici düzeltme sağlar. Yani yapıdaki eksikliği, yanlışları kalıcı olarak düzeltemez. Bu eksikleri düzeltmek için ithal mallarından içeride de üretilmesi mümkün olanları teşvik ederek dışarıya ödenecek dövizi azaltmak yoluna gidilmesi gerekir. O nedenle ben bu alanda ‘kısmi ve geçici ithal ikamesi’ yaklaşımını ortaya atmıştım. Bu yaklaşımı ithal mallarından burada da aynı fiyata üretilebilecek olanları geçici süreyle teşvik ederek maliyetini düşürmek şeklinde özetleyebilirim. Bunu yapabilmek için öncelikle sanayi ürünlerinin envanterini çıkararak maliyet, vergi, satış fiyatını sıralamak, sonra bunları dünya fiyatlarıyla kıyaslamak ve hangilerinde teşvik yapılacağını belirlemek gerekir. Bu yolla cari açığı düşürmek mümkün olabilir. Buradaki kritik nokta fiyat olarak rekabet edemeyeceğimiz ürünleri burada üretmeye kalkışarak kaynak tahsisinin bozulmasına yol açmamaktır.

Çok uzun tutup sizleri de farklı anlamsız terimlerle sıkmak istemiyorum o yüzden özetlemek gerekirse dışa bağımlı hale gelip cari açığımızı olumsuz düzeyde dehşet verici rakamlara getirirsek iflas bayrağını gönderde ışıl ışıl dalgalandırırız. Basit esnaf mantığıyla düşününce bile mantıklı gelen düşünceler bazı insanlara sırf çıkarları yüzünden dolar yaktırıyor siz de onlar gibi olmamak için düz mantık düşünün şöyle ki, Mesela şeker fabrikalarının satışını ele alalım yani özelleştirmelere bir başka yönden düşünecek olursak, Sizin 2 tane farklı sektörde dükkanınız var ve içlerin de arz talep bakımından istediğiniz her şey var ancak 1 tanesi çok büyük borca girmiş sizler de o borçla uğraşmayıp kolaya kaçmak için borçlu olan dükkanı kiralıyorsunuz satışlardan komisyon alacak şekilde ama aslında sizin elinizde kalsa ve çabalasanız %100 kar alacakken %20, %10’lara kadar düşüyor bu oran ve yok olup gidiyor paranız diğer dükkanıda bir şekilde kaybediyorsunuz. Yani küresel ekonomik krizlerde özelleştirme çok mantıklı değil ithalat seviyesi %90larda olması hiçte milliyetçilik ilkemize uygun değil. Daha neler neler var dostlar sizler düşünün ben yazarım yazmasına ama anlayana…

 

 

*

Bu satırlarda biraz daha yorumlayarak gideceğim.

Eğer bir cumhurbaşkanı olsaydınız kabinenizi nasıl tercih ederdiniz? Bir ekonomi şuan ki adıyla Hazine ve Maliye Bakanınızı neye göre tayin ederdiniz, Milli Eğitim Bakanınızı neye göre atardınız, Kültür ve Turizm Bakanınızı neye göre atardınız bana soracak olursanız:

Şuanda bulunan 17 kişilik kabinede önceliğim Milli Eğitim, Kültür ve Ekonomi üstüne olurdu ek bir bakanlık ekleme şansım olsaydı Sayın Muharrem İnce’nin de planları arasında bulunan Girişimciliği destekleyen, ilgilenen bir bakanlık açardım çünkü bir ülkenin ekonomisinin kötü olmasının başlıca sebepleri Eğitimin ve Kültürün yerlerde olması ve genç girişimcilere iş adamlarına destek verilmemesi.

Haa veriliyor diyorsanız eveet sizlerde haklısınız veriliyor ama sizler yandaşsanız veriliyor. Bknz:(yaani.com)

Bakanlıklarda seçilirken meclisten değil de gerçekten ekonomiyi bilen bir ekonomisti başa geçirseydik keşke, damadımıza Marmara Üniversitesinden dersleri geç aldırıyoruz Sayın Başkan 🙂 . Milli Eğitime gelecek olursak Ziya Bey gerçekten doğru bir karar en azından eğitimin içinden gelen birisi ve son dönemlerde demeçleri eğitimin geleceği konusunda güven veriyor umarım bizlerden sonraki nesil bizlerin yaşadıklarını yaşamazlar. Neyse Kültüre gelecek olursak aklımda bir kişi var oda Prof. Dr. İlber Ortaylı’dır kendisinede zamanında yöneltilen bir sorudur bu hatta Fatih Altaylı tarafından yöneltildi Bakan olmak için siyasete atılır mısınız? sorusuna. “Bakan olmak için siyasete atılmaya gerek yok herkes bakan tayin edilebilir.” şeklinde bir cevabı vardır. Bu işler iş adamlarıyla olmuyor bakın Ziya Bey’e Maya okullarını tüm hisselerini devredip bakanlığa gelmiş çok onurlu ve cürretkar bir davranış kabinedeki tek umudumdur. ETS Turmuş, Medipol Hasteniymiş ,Mayaymış, Hulusi Akar gibi yancı karakteri gizem dolu bir komutanmış bu işler bu kabineyle olmuyor bırakın yatırımcıya halka dahi güven vermiyor iş adamlarıyla olacak işler değil. Tamamiyle bu işlerin profesörü olmuş kalifiye kişilerle hem bürokratik hem teorik hemde pratik karaktere sahip kişiler olması gerek hele ki en başta ki insanlarla olması çok zor ama maalesef özgürce konuşmak bu ülkede yürek istiyor.

TAM OLARAK ÜLKENİN ÖZETİ:

 

 

YiğitHAN
Bu alana reklam verebilirsiniz!